Kocaman 

Tuesday, January 11, 2011 2:20:44 AM
2506

Bugün özel sektörde biraz kurumsal bir firmada işe başladığınızda, size ilk imzalatılan belgelerden biri iş tanımıdır. Haftada kaç gün, kaç saat çalışacağınız, nelerin altına imza atacağınız, size kimlerin raporlayacağı ve sizin kime raporlayacağınız anlatılır, hemfikirseniz imzanızı atarsınız. Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’de sportif direktörlüğe geliş hikayesini anlattığı röportajlardan birinde “Aziz Yıldırım’a 'Ben biraz düşüneyim' diyemezsiniz, ben de düşünmeden kabul ettim” demişti. Somut bir kağıt parçası olarak değilse bile, en azından sınırları belli bir görevi kabul ettiğini sanıyordu büyük ihtimalle Kocaman. Öyle olamadığını daha sonra kendisi defalarca söyledi.Geride bırakılan sezonda basının eline çok güzel bir malzeme veren sportif direktörlük pozisyonu Aykut Kocaman için pahalı bir stajyerlik dönemi oldu denebilir. Fenerbahçe teknik direktörlüğü için adı geçtiğinde “Hazır değil” yorumlarıyla karşılaşan teknik adam, şu anda çok fazla elini sokma imkanı bulamadığı pozisyonun 'izleyici' bir pozisyon olarak kalmış olmasını avantaja çevirebilecek konumda. Takımı tanıyor, takımın artılarını ve eksilerini biliyor, içeride neler dönüyor biliyor, herkes için tanıdık bir simâ ve “Ben hoca olsaydım”la başlayan cümleler kurması halinde hariçten gazel okuyor olmayacak.***Daum’un iki gelişi arasında en önemli farklardan biri, kadro farkını ikinci plana bırakırsak (Fenerbahçeli’nin hâlâ sitayişle andığı 2005-06 kadrosunun zayıfladığı bir gerçek), şüphesiz Aykut Kocaman’ın varlığıydı. Christoph Daum’un diyalogla çözemediği işleri basına yansıtarak, tuhaf demeçler vererek, olmadık blöfler yaparak yaptırmak gibi pek çoklarınca samimiyetten uzak, hatta ikircikli ve sinsi bulunan bir yanı vardır. Çok iyi bir taktisyendir ama daha ziyade saha dışında! Aziz Yıldırım’ın yapısı da malum; otoriter, kontrol meraklısı ve epeyi fevri. Bu iki isim arasında geçirdiği sezonda sorumluluk alamamış olması bile avantaj halinde şu anda Aykut Kocaman için.Fenerbahçe’de şampiyonluk kazanamayıp sezon sonunda görevinde kalabilen teknik direktör sayısı yok denecek kadar azdır, özellikle de yakın tarihte. Akla ilk gelen örnek Mustafa Denizli kovulunca onun yerine geçen Werner Lorant’tır. 2006’da şampiyonluk kaybedilince istifa mı ettiği, görevine son mu verildiği hâlâ bilinmeyen Christoph Daum aynı kaderi tekrar yaşadı. O zaman istifa edip geri dönen yönetim, bu sefer buna girişmedi ancak Fenerbahçe teknik direktörünün akıbeti hala belli değil. Çok bavulla Almanya’ya gittiğini biliyoruz sadece.Aziz Yıldırım’ın refleksi Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören hocayı bile lige endeksleyip görevden uzaklaştırmayı gerektirirken, Daum’un görevde kalmasına pek kimse doğal olarak ihtimal vermiyor. Mustafa Denizli’yi kovduktan sonraki sezonu Oğuz Çetin, Tamer Güney’le kapatan Fenerbahçe, 'istikrar' kelimesini telaffuza başlamıştı. Daum’la üç sene üst üste çalışılabilmiş olması bu söylemin değil, o üç senede şampiyonluğun kovalanması oldu. Üçüncü senede bile bu hedef sektiğinde Daum ülkesine döndü. ***Sportif direktörlük pozisyonu teknik direktörlerin üzerinde bir pozisyon, ona takımın sistemini dikte edecek, transfer edilecek isimleri belirleyip teknik direktöre onların arasından birini seçmesini telkin edecek bir pozisyon. Fenerbahçe çapında bir kulübün ne zaman teknik direktör arayışı olsa, adı geçen isimler hep kariyerleriyle değerlendirilirken, Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’ye teknik direktör olarak gelmeye 'layık görülecek' herhangi bir ismin üzerinde yer alabilecek uluslararası itibarının olmaması ise en büyük dezavantajı. Örneğin Löw gelse, Aykut Kocaman’ın altında çalışmayı kabul edebilmesi kolay olur mu? Veya Scolari, Pellegrini? Mümkün değil denebilir. Bu nedenle Aykut Kocaman’ın arkasına çok sağlam bir yönetim almadığı sürece bu pozisyonu Fenerbahçe kalibresinde (öyle bir kalibre varsa tabi) bir teknik direktörün üzerinde sürdürebilmesi zaten çok ama çok zor olacaktı. O pozisyonun daha büyük ve kabul görecek bir isme ayrılması lazım. Aykut Kocaman Fenerbahçe tarihindeki konumuna rağmen o ağırlığa malesef sahip gözükmüyordu.En büyük dezavantajı ise, stajla geçen 2009-10 sezonuna rağmen ondan önceki teknik direktörlük kariyerinin sönüklüğü. Şimdilerde yukarıda saydığım avantajlara sahip bir taze kan olması ön plana çıkartılıyor olsa bile işlerin biraz kötü gitmesi halinde yine teknik direktörlük kariyerinin seceresi dökülecek, yeterliliği tartışılacaktır. Hele ki Konyaspor’un başındayken Fenerbahçe karşısında Anelka’nın elle, pardon, faulle attığı golle kaybettiği maçtan sonra verdiği o meşhur demeç ve istifa blöfü zaten pek çok Fenerbahçeli’de kabuk bağlamış ama her an yolunup kanatılmaya müsait bir yara. ***Konuyu Christoph Daum, Aykut Kocaman ikilisine gömülüp teknik direktörlük ve sportif direktörlük açısından yorumlayınca durum bu. Ancak asıl yapılması gerekeni yapıp bir değil, bir kaç adım da değil, epeyi geri çekilip Fenerbahçe futbol takımına bakınca ise durum bambaşka.Aziz Yıldırım şampiyonluk kaçtıktan sonra 19 Mayıs’ta düzenlenen basın toplantısında amatör branşlardaki başarıları ön plana çıkartarak kulübün başarılı bir sezon geçirdiğini belirtti. Kimse de haksızsın diyemez, erkek ve bayan voleybolda şampiyonluk, bayan voleybolda Türkiye Kupası şampiyonluğu ve bir de bunun üstüne Avrupa Indesit Şampiyonlar Ligi finalistliği, bayan basketbolda lig şampiyonluğu, Türkiye Kupası finalistliği, erkek basketbolda Türkiye Kupası şampiyonluğu ve şu anda devam eden final serisi. Diğer amatör branşlarda da başarılar ortada. Ancak futbol takımı 'üst üste üç şampiyonluk' iddiasıyla çıktığı sezonun sonunda geriye baktığında üst üste üç senedir şampiyon olamadığını görüyor. Ve ağırlıkla futbol branşına ayırdığımız bu köşeden geçen sezon futbol açısından değerlendirildiğinde, Beşiktaş ve Galatasaray’ın geçilip Bursaspor’un hesaba katılamadığı bir sezon başarılı bitebilmiş değil.Topuk Yaylası’ndaki tesis temel atma töreninde verdiği röportajda “Sahaya inip ben mi gol atsaydım” diyen bir başkanın kaybedilen şampiyonluklardan sonra teknik direktör kovmasındaki çelişkiyi de görmek lazım. O golü atmak, o teknik direktörlerin de işi değil çünkü. Böyle bir bakış açısından sonra da o mevkiye Aykut gelmiş, Rıdvan gelmiş, Oğuz gelmiş pek önemi kalmıyor.

RumeliTV
Share This Using Popular Bookmarking Services
Tweet This
Yorum Ekle
You must sign in to this site to post comments.